Yaşasın Obama “Soykırım” dememiş !

Pek muhterem Barack Obama, dün yaptığı açıklamada, “94 yıl önce, 20. yüzyılın en büyük katliamlarından biri başladı. Her yıl,  Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1.5 milyon Ermeni’nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz” demiş. İçten bir beklentisini dile getirmiş “Benim beklentim, gerçeklerin tam olarak, samimi ve adil şekilde kabul edilmesidir” diyerek. Yine açıklamasında Ermenice “Meds Yeghern” terimine de yer vermiş.

Bu terimi ben ilk defa duydum, cahilliğimi mazur görün. Sözlüğe göre kelime anlamı “büyük felaket”, bizim Dışişleri Bakanlığı haricinde, dünya genelinde kabul gören karşılığı ise bu amcaların ezeli iftirası, yemeğe, yedirtmeye çalıştıkları halt… Dışişleri’de bu iki kelimeyi sözlük anlamlarıyla kabul etmiş, o şekilde değerlendirmişler. Ne güzel…

Adamlar resmen karşılıklı geçmişler Tabu oynuyorlar. Tek bir sözcük yok ortalıkta, ama onun haricinde söylenen her şey ortalıkta. Bir bizim devletimiz anlamadı, bir de bizim Kutluhan, Kutluhan’da 2 yaşında bile değil ondan…

Uluslararası ilişkiler konusunda bir bilgim, eğitimim yok. Kara cahil sayılırım. Dışilişkilerinde kullanılan allı pullu kelimeler de bana uzak. Son birkaç gündür yaşananlardan benim anladığım şunlardır :

1. Gecenin 23 küsüründe Ermenistan ile ilişkilerde yol haritası belirlendi diye açıklama yapmak abesle iştigaldir, hata yaptığını kabul etmek, “bari geç vakitte duyurayım da mümkün olduğu kadar az kişi ilk günden haberdar olsun” demektir.

2. Bütün bu açıklamalardan sonra ve Kanada Büyükelçisi geri çağrılmışken devletin Amerika’da görevli temsilcilerini halen geri çağırmamak “yalakan olayım abi”, “sen ne dersen o” demekten başka birşey değildir.

3. Bizdeki bazı görevlilerin dilbilgisi ve Türkçe anlama yetenekleri çok kısıtlı, eğitim görmeliler. Türkçe’de eş anlamlı kelimeler vardır, bunlar için benim ilk okul zamanlarımda bile hazırlanmış sözlükler vardı. Bu yapılan açıklama ile ifade edilen çok açık.

4. 1915 olayları, Asala terörü, Hocalı katliamı gibi gerçekler dururken hala savunma pozisyonunda kalmak, “bu adamlara herşey yaptırılır” meajı vermektir. Tüm dünyaya “ben güçsüzüm, benim sözüm geçmez” diye itirafta bulunmaktır.

5. Olayların bu şekilde gelişmeine sebep vermek, herşeyden öte, kendi halkına karşı, kendi geçmişine karşı yapılmış bir hakarettir. Bunca yıllık politikayı bir kalemde silip atmaktır. Bir hatadır oldu, buna rağmen onurlu bir şekilde  halen istifa etmemekte halkla alay etmektir.

Çok değil, 3 – 5 gün önce, Rasmussen konusunda o kadar asıp kestikten, şartlar öne sürdükten sonra adamlar bir güzel altımızdan girdiler üstümüzden çıktılar, Rasmussen’i genel sekreter yaptılar. Özür dileyecekti, dilemedi; Roj TV’yi kapatacaktı, kapatmadı; Türkiye’ye bilmem ne pozisyonu verilecekti, bırakın verilmesini, böyle birşeyin teorik olarak mümkün olmadığı sonradan anlaşıldı. Adamlar istediklerini aldılar, biz hıyarlığımıza yandık. Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık.

Bu olaylar, iş ortamında bir çalışanın başına gelse, bir kişi bu kadar karşılıksız taviz verse, o adam bir daha ağzıyla kuş tutsa bile kimsenin gözünde değeri olmaz.  Herkes “boşver onu” der, kaale almaz, geçer gider. Merak ediyorum, diğer devletlerin bizi bu şekilde görüp görmediklerini.

Dedim ya, uluslararası ilişkiler konusunda cahil sayılırım, umarım bunlar da benim “kendimce doğru ama aslen yanlış” olan düşüncelerimdir.

Leave a Reply