Kalabak.Net’i bir kez daha yeniledik…
Karşınızda yeni Kalabak.Net…
Güzel bir hafta sonunda, sevgili sitemizi bir kez daha yeniledik…
Karşınızda yeni Kalabak.Net…
Güzel bir hafta sonunda, sevgili sitemizi bir kez daha yeniledik…
Sabah işe gelirken haberlerde dinledim, Taksim ve Beyoğlu civarında 66 okul, 1 Mayıs nedeniyle tatil edilmiş… Nedeni ise güvenlik…
1 Mayıs’ı “kutlayacaklar” ve “kutlatmayacaklar” arasındaki muhtemel bir gerginliğin ya da provakasyoncularun gazına gelmiş kalabalığın çocuklara zarar vermesini engellemek istemişler muhtemelen… Bir bakıma doğru… Ama çocuklar üzerinde olan etkisi…
Okullar neden tatil ? Güvenlik endişesi nedeniyle…
Neden güvenlik endişesi var? Bugün 1 Mayıs…
1 Mayısta ne var? İşçi bayramı…
Çocukların bilinç altına “işçiler kötüdür” şeklinde bir düşünce yerleşmesi kuvvetle muhtemel… Çocuktur böyle düşünmez demeyin, sebep sonuç ilişkisini büyükler gibi “provokasyon olacak, terörist eylemler olabilir” gibi düşüncelerle kuramayacak kadar küçük ve tecrübesizler… Aristo mantığı, 1 Mayıs kötü, işçiler kötü…
Son zamanlarda içime sindiremediğim bir başka konu da Ergenekon haberleri… Ergenekon gibi Türklerin yeniden doğuş destanının adı, terör örgütü adı, teröristlerle aynı anlamda kullanılıyor…
Ergenekoncular terörist ya da değil, ahkam kesecek bilgim yok… Ne olursa olsun, Ergenekon Türk milletine mal olmuş bir kavramın, bu şekilde kirletilmemesi gerekirdi… Medya ya da devlet bir şekilde bu yanlış anlamalara müsait duruma el koymalıydı…
Düşünün bir kere… ilk okul çağında olan bir çocuk, çok da fazla kitap okuma alışlanlığı yok, ama sürekli televizyon seyrediyor… “Çocuktan Al Haberi” gibi programlarda soracaklar Ergenekon ne diye? Cevap kaka, kötü adam, terörist…
Kutluhan büyüyor, çerveye tepki vermeye, anlamaya başladı… Çocukla çocuk olarak, kafasını en az derecede karıştırmak, kendi değerlerini, düşünce yapısını oturtuncaya kadar destek olmak lazım…
Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan
23 Nisan kutlamalarına ilkokul 1 ve 3. sınıflarda katılmıştım…
1. sınıfta, o zamanki abi ve ablalarımızdan farklı kıyafetler giyerek, elimizde rüzgar gülleri ile geçit törenine katılmıştık… Abi ve ablalar okul önlüklerini giymişlerdi… 3. sınıfta geçit törenine Deniz Yüzbaşı üniforması ile katılmıştım… Ne de olsa Donanma Kenti Gölcük… Annemle eve dönerken, o gün için izinli askerlerin hepsi, bana selam vermişti… Beyaz kıyafetler, subay şapkası… Kemer bulamamıştık, Mustafa Abi kendi kemerlerinden birini keserek bana uygun hale getirmişti… 1980 - 1990 arasında Mustafa Abi’nin başına ne geldiyse benden geldi zaten
Aynı senenin yazında, aynı kıyafeti sünnetlik olarak giymiştim… Oy oy oy…. Bir sonraki subay kıyafetim, askerlikte oldu… Usta birliğinde sadece kamuflaj giydiğimiz için, Asteğmen üniformamı sadece yemin töreninde giyebildim…
Şimdilerde, Kutluhan’ın 23 Nisan hazırlıkları bizi heyecanlandırıyor… Her ne kadar şimdilik 9 aylık olsa da, büyüse, önce seyirci olarak 23 Nisan törenlerini izlesek, sonra biraz daha büyüse kendisi katılsa diye hayal etmiyor değilim… Biz kenarda beklerken, o arkadaşları ile birlikte önümüzden geçse, bize el sallasa, Tijen salya sümük ağlasa, ben kağıt helva ve pamuk şekeri yesem… Daha sonra aklıma 23 Nisan’da subay kıyafeti ile çektirdiğimiz aile fotoğrafı geliyor… Annemin ve babamın saçlarında beyaz tek bir tel bile yok… Babamın bıyıkları da simsiyah… Haliyle insan daralıyor, hüzünleniyor… Acaba Kutluhan’da benzer şeyler düşünecek mi?
Neyse, kadim dostumuz Google güzel bir jest yapmış… Bayrağın şekli polemiklere neden olabilir ama olsun, bugün çocukların bayramı… Onlar da bayrağı olması gerektiği gibi çizemezler henüz…

Nazara inanırım, zaten bilimsel olarak da ispatlanmış…
Hafta sonunda misafir çok olunca, Kutluhan bebeğe birazcık nazar değdi… Daha öncesinde hiç huzursuzlanmayan adam, iki gecedir bizi esir ediyor…
42. defa maşallah…
Yarın, 13 Ağustos’ta mesai yapıyorum… Şimdiden hazırlık olsun diye Google Reader’daki tüm okunmamış girdileri “okunmuş” yaptım, sıfırdan bir başlangıç
3 senedir tatile çıkmadık, tatillerimiz ya Eskişehir’de geçti ya da ben Gölcük’e gittim, Tijen Almanya’ya… Her ne kadar tatili evde, bilgisayar başında geçirmek işime gelse de, seneye, bir problem çıkmazsa (her nevi problem yaratılır aslında), Antalya yolcusuyuz…
Bu sene, değişik bir tatil oldu… Normal olarak, Tijen’in 18-20 Ağustos gibi doğum yapmasını bekliyorduk. Tatilde sürekli temizlik yapmak, bebeğe hazırlanmak, odasını vs. düzenlemek, en sıcak ve en zor dönemde Tijen’i rahatlatmak gibi planlarım (?) vardı.
Ama Kutluhan paşa bize güzel bir sürpriz yaptı ve 19 Temmuz’da doğdu, tam izin başlangıcında, 27 Temmuz’da hastaneden çıkarak eve geldi. Biz de bütün bir tatili evde onunla geçirdik. Neye niyet neye kısmet… Kaderde, tatil boyunca Tijen’in mızmızlanmaları yerine, Kutluhan’ın mızmızlanmalarını çekmek varmış ki bu kaderin bana karşı oynadığı en sağlam oyunlardan biri
Parmak bebeğin ilk günlerinde, tam zamanlı olarak yanında olabildiğim için ayrıca mutluyum… İlk doktor ziyaretini beraber yaptık, ilk ağlamasını duydum, ilk defa yastıktan düştüğünde görebildim, ilk defa bezinden dışarı işediğinde oradaydım…
Bundan sonra bu şekilde, ilkleri takip edeceğiz…
İyiki doğdun…