İstanbul’u gezme listesi

İstanbul’a geldikten sonra önce biraz panikledik, büyük şehir ne yaparız, nasıl dışarıda gezinebiliriz diye… Zaman geçtikçe alışıyor insan. Mecburiyetten sağa sola giderken, arkadaşlarla gezinirken (Yasin & Fulya’ya bir kez daha teşekkürler) yol bulmayı biraz biraz öğrendik. Yolları değil, yol bulmayı… Bir iki defa da kaybolduktan ve sağ salim eve dönebildikten sonra güvenimiz iyice yerine geldi ve ne yapsak ne etsek diye plan yapmaya başladık.

Kaynaklar kısıtlı, gezilecek görülecek yerler çok… Bir plan dahilinde gezelim, içimizde ukte olan yerlere / konulara öncelik verelim dedik. Benim listem nedenleriyle birlikte  Bu yaz sonuna kadar listeyi tamamlamak lazım.

Kalamış Parkı’nda çay ve simitle kahvaltı yapmak: Vakti zamanında İstanbul ya da Fenerbahçe Yelken’de düzenlenen yarışlara gelmek için erkenden yola çıkardık, yarış öncesinde ya da sonrasında Kalamış Marina civarında hoş vakit geçirirdik. Yelken günlerinden içimde kalan bir ukte.  Gittik, gezdik, geldik…

Kadıköy’de ayak üstü midye ve sosili yemek: Lisede bir iki defa gezmeye gelmiştik, ulaşım kolay olduğu için de doğrudan Kadıköy’e gitmiştik. O zamanlar araba kullanmadığım için trafik bile hoşuma gitmişti. Kadıköy’ü ayrı bir severim.

Akşam boğaz turu : Şöyle havanın kararmasına yakın denize açılmak, hem gün batımında, hem de gece karanlığında boğazı seyretmek… Kadıköy’de turların nereden başladığını öğrendim, eli kulağında…

Adalar turu : Deniz ve mehtap

Yelkene tekrar başlamak : Benim isteğim tekrar düzenli olarak denize çıkmak, yarışlara katılmak, gönlümden geçen sınıf Pirat. Bugün hazır Kalamış’tayken kulüplere bir sorayım dedim, biraz zor olacak gibi.

Haliç köprüsünden balık tutmak :

Hisar’da konsere gitmek : Televizyonda hisar konserleri canlı yayınlanırdı, mümkün olduğu kadar kaçırmamaya dikkat ederdim. Normalde hiç bilmediğim, dinlemediğim sanatçıların konserlerini bile sonuna kadar seyrederdim.

Nevizade’de dostlarla bir gece – erkekler matinesi : Açıklamaya gerek yok.

Nevizade’de Tijen’le bir gece : Tijen’le ben okulu bitirdikten sonra tanıştık, çok fazla alemlere akamadık bu yüzden, biraz acısını çıkartmak lazım. Gerçekleştirmesi zor bir madde. Hem Kutluhan’ı evde bırakmak lazım, hem de muhtemel bakıcılarına yakalanmadan eve girmek lazım :)

Bir gün boyunca Sultanahmet civarında gezinmek : Valla o civarda ne var ne yok tam olarak bilmiyorum,  şöyle sabah erkenden ufak  bir sırt çantasına su ve ekmek arası birşeyler atıp, toplu taşıma araçları ile oraya gitmek, kazan – kepçe misali her tarafı yürüyerek gezmek lazım… Sırt çantası, su ve ekmek arası da işin fantazik bölümü…

Topkapı, Dolmabahçe ve diğer sarayları gezmek : Yine sırt çantası, su ve ekmek arası desteğiyle iki günlük bir kültür turu yapmak lazım.

Babamla Anadolu Kavağı’nda balık yemek : Babam askerliğini Anadolu Kavağı’nda yapmış, hem anlatır durur. Bize geldiklerinde bir ara güzellik yapmak lazım.

Liste bizim, önerilere açığız…

Popularity: 25% [?]

Bir tatlı huzur aldık geldik, Kalamış’tan…

Cemrelerden bir iki tanesi hala ayaktalar, bahar falan gelmedi ama bugün havayı güzel görünce hemen değerlendirelim dedik…

Aslında niyetim(iz) Kadıköy sahile gitmekti, bu düşünceyle yola çıktık. Malum İstanbul’un tazelerindeniz, bir yerlerde yanlış yöne saptık, kendimizi Kalamış Parkı’nda bulduk. Daha doğrusu, kendimizi deniz kenarında, yat marinasının yanında süper bir parkın kenarında park yeri ararken bulduk. Kadıköy’e  gidemedik, bari buralarda gezelim dedikten sonra da mekanın Kalamış Parkı olduğunu anladık.

Gezip görmek istediğim yerler arasında hem Kadıköy hem de Kalamış var, en azından bir tanesini görebildim bugün. Yasin ve Fulya bizi iki defa Moda’ya götürmüştü, onların favori mekanı. Kalamış ta modaya çok benziyormuş, zaten fiziksel olarak da devamı… Kalabalık, dar yollar, trafik var ama herşey sessiz sakin şekilde akıyor. Ortam, hava tamamen farklı, huzurlu. Şimdiye kadar gördüğüm İstanbul’a hiç benzemiyor bu açıdan.

Deniz havası, yelkenliler, martı sesleri eşliğinde güzel bir gün geçirdik. Kutluhan çayır çimen üzerinde deli gibi gezindi, akabinde parkta  dönüşte yine kısmen kaybolduk ama hoş yerler görerek eve dönmeyi başardık.

Bugün güzel bir  siftah yaptık. Havalar ısınmaya başladı, biz de artık İstanbul’u doya doya gezmeye başlayabiliriz.

Güzel günden kareler…

Popularity: 3% [?]

Artık İstanbul’luyuz…

Aslında 2008 Aralık’tan beri İstanbul’dayız.

Ben Kasım ayından beri İstanbul’da çalışıyorum. Kurban bayramında da evi taşıdık… Çalıştığım şirketi değiştirmedim, halen Ceva Lojistik’te çalışıyorum. Operasyondan, bilgi teknolojileri departmanında bir yatay geçiş oldu.

İstanbul hem benim için, hem de Tijen için yeni bir tecrübe. Arkadaşlarımız var ama öncesinde İstanbul ziyaretlerimiz günü birlik geziler şeklindeydi. 3. ayın sonunda bildiğimiz yerler iki arkadaşımızın evi, Kadıköy’deki belediye otoparkı, Ikea ve Ümraniye Carrefour :) Her ne kadar hafta sonları çılgın turlar yapalım istesekte, henüz muvaffak olamadık.

Kutluhan için zaten dünya yeni bir tecrübe, onun keyfi yerinde…

Askere gitmeden önce, Pirekare’yi kapatıp Eskişehir’den ayrılırken, bir daha dönmeyeceğim diye düşünüyordum. Büyük konuşmuşum, askerlik bittikten bir sene sonra, tekrar Eskişehir’de işe ve yaşamaya başladım. Dolu dolu bir 4 sene daha geçti Eskişehir’de.. Şaka bir yana, 1995 – 2002 ve 2004 – 2008, kaba bir hesapla 11 sene…   Bu sefer büyük konuşmuyorum. Eskişehir gerçekten güzel ve yaşanacak bir şehirmiş, ayrıldıktan sonra anladım, yiğidi öldürüp hakkını vermek gerekir.

İstanbul kazan biz kepçe, bol bol gezeceğiz… Biraz daha alışalım, yelkene de başlayacağız tekrar, dümende ben, flokta Kutluhan… Hata yaparsa,  lastik hortumla döveceğim sıpayı…

Popularity: 1% [?]

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin