Monday, February 6, 2012
 

Vay benim güzel memleketim

Bugün öğrendim, zenginleşmişim.

Şanslı bir insanım vesselam, iyilik ve güzellikler beni, ben onları aramadan buluyor.

Anadolu lisesi sınav sonuçları ilk açıklandığında kazanamamıştım, sonra bir – iki soru iptal edildi, kazandım.

Üniversite sınavında ilk sene kazanmamak için uğaşmıştım, sınavdan yarım saat erken çıktım, kazandım.

Tijen’le daha tanışmadan önce Kutlu “bu kızla evlen” demişti, evlendim.

Bir sabah işe gidecem diye kaltım, eşim erken doğum yaptı, baba oldum.

Başka bir gün öğle saatlerinde öylesine evi aramıştım, eşim “hadi gel, erken doğum var” dedi, tekrar baba oldum.

Smile

Örnekler çok, bu sabahta banka hesabı eksi bakiyede birisi olarak işe geldim, gazeteleri okurken öğrendim, 2300 küsür dolar zenginleşmişim. Vay benim güzel memleketim. Nasıl yansıyacak bu bize açıklasalar iyi olacak, bu farkı kimden hangi yolla alacağız?

Yav tamam cebimize para mara girmeyecek, bunu zaten biliyoruz. İşin şakası bir yana, 2011’de devletin yaptığı hesaplamalarda bu rakamlar kullanıldığında ne olacak? O zaman ayvayı yeriz en güzelinden.

Bu rakama istinaden vergilerde bir ayarlama yapılır mı? Devlet bu rakama istinaden vergi gelirim bu kadar olacak diyerek iş yapmaya kalkar mı bilinmez.

İş hayatında alt kademedeki bir mühendisin rakamları %100’e yakın bir doğrulukla hesaplaması gerekir. Yöneticisi bu rakamları alır, hesaplanamayan ya da öngörülemeyen konular için varsayımlarını ekler, risk alır, takdir hakkını kullanarak ve ortaya çıkan rakama göre kararını verir. İlk hesabı yapan mühendis, hatayaptıysa, rakamlar yukarı çıktıkça hata payı daha da artar ve alınan kararların kalitesi iyice düşer. Bu 15.000 küsür dolarlık kişi başı hede hödösü ile yapılacak 2011 hesaplamaları şimdiden hepimize hayırlı uğurlu olsun.

Bildiğiniz gibi son mortgage krizi, en genel açıklaması ile şişirilmiş fiyatların fıslamasıyla çıktı. Evler fazla değerlendi, yüksek değerli evler ipoteklendi ve reel karşılığı olmayan krediler verildi, sonrasında birisinin ayağı tökezleyince, cümle alem yuvarlandı.

Durum yine çok tehlikeli bir hal aldı, koca bir ülke bir kararla zenginleşti, acaba güzel ülkemin güzel yöneticileri ve insanları bu “ilave” zenginliği değerlendirdiğinde, yeni bir finansal kriz çıkar mı?

 

Teşekkür etmek

Teşekkür etmenin karşılığı, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “hoşnutluğunu anlatmak” olarak geçiyor. Son derece basit bir tanım. Karşınızdaki kişiden size yapılmış bir iyilik, yardım ya da size söylenmiş güzel bir söz var. Siz de buna karşı duyduğunuz sevinci, minnettarlığı iki kelime ile ifade ediyorsunuz.

Sadece iki kelimeden oluşması, kolay bir şekilde telaffuz edilmesine rağmen çok da fazla kullanılmıyor, rağbet görmüyor. Bırakın rağbet görmeyi, tane tane teşekkür ederim dediğinizde, garip bir gözle bakanlar bile oluyor. Garip. Teşekkür etmek, edebilmek, karşınızdaki kişinin size yaptığıyla kıyaslandığında çok daha basit bir eylem aslında, teşbihte hata olmaz, yükte hafif, pahada ağır bir eylem.

İletişim, sosyal ağlar, paylaşım çok moda kavramlar. Birisine telefon etmek, mesaj göndermek, bilgisayar başında görüntülü konuşma yapmak çok kolay hale geldi. Facebook, e-posta grupları, envai çeşit paylaşım ağları, hepsinden bol miktarda var ve kolayca erişilebilir durumda. İletişimin bu kadar yoğun olmasına rağmen “teşekkür ederim” cümlesi  çok az kullanılıyor. Ne de olsa yapılan iyilik her ne ise, karşıdakinin görevi, mecbur yapacak. Dünyanın merkezi benim çünkü. İletişim çağında, bunca sosyal imkanın ortasında tuhaf bir bencillik var.

“Teşekkür ederim” ifadesinin bulunması bir icat olarak ele alınsa, yazının ya da tekerleğin bulunması kadar önemli olması lazım. Kimden duyduğumu tam olarak hatırlamıyorum ama teşekkür etmek insanlığın elindeki son sihirli değnek. Hem kişinin kendisine insanlığını, mahcubiyetini hatırlatan, hem de karşıdakini biraz da olsa gülümsetebilen. Gündelik hayata katkısı toplu taşıma araçları, cep telefonları, internet ve bilimum teknolojik kolaylıktan aşağı değildir, tabi kullanana.

Bazen de teşekkür etmekten çekinmeyiz ama farklı ifadeler kullanırız. Daha samini bir şekilde “teşekkürler”, asker “ocağındaymış” gibi sağol, delikanlıca “eyvallah abi”, en entel haliyle “mersi”…  Bunlar da kabul. As olan niyet.

Teşekkür etmek çok tehlikeli bir iş aslında. Küçük bir yardım, yol verme, kalem uzatma gibi gündelik işlerde teşekkür etmekten bahsetmiyorum. Uzun soluklu bir proje, sadece insanın kendi başına yaptığı değil, kollektif bir şekilde ilerleyen işlerde teşekkür etmeyi tehlikeli bulurum. Acaba birisini unuttum mu? Birisinin kalbini istemeden de olsa kırdım mı? Bir başkasının hakkını yedim mi kaygısı bendeki.

Teşekkür etmek üzerine bu kadar düşündükten sonra, yavaş yavaş benim için anarşist bir söylem haline geldi. İnadına teşekkür ederim :)

Teşekkür ederim Kutluhan, gecenin üçünde beni uyandırdığın için. Sayende biraz kitap okudum, biraz internette gezindim ve bu konu üzerinde düşünebildim. Uykusuz ve yorgun olmama rağmen keyifliyim :)

 

Unutulan Unutturulan Kut-ül Ammare Zaferi

Cihan Özdemir’in blogundan

Kut-Ül Ammare ZaferiBirinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun Çanakkale’den sonra kazandığı en büyük zafer. İngilizlere Göre Kut Zaferi1842’deki Kabil bozgunundan beri İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet…“. Ne yazıkki TRT2‘de çıkan bir tarih belgeselini izlemesem heralde bu zaferden ömrüm boyunca hiç haberdar olamayacaktım. Niye tarih kitaplarımızdabu zaferlerimiz yer almaz! Acaba tarih kitaplarına sığamayacak kadar çok zaferimiz olduğundan mı yoksa birilerinin bizim şanlı tarihimizi ve gerçek düşmanlarımızı yeni neslin öğrenmesini istememelerinden mi kaynaklanıyor?

Irak-ı Arab;
Bugünkü Irak’ın Dicle ve Fırat havzası içerisinde yer alan ve Basra’ya kadar uzanan bir zamanların Mezopotamyası. Osmanlı ordusunun I.dünya savaşında çarpıştığı cephelerden biri olan Irak cephesinde 1916 yılında Halil Paşa kumandasındaki Türk ordusu olanca yokluğa ve imkansızlığa rağmen Çanakkale’de yaptığının aynısını yapmış ve tüm hızı ile ilerleyenİngiliz ordusunu önce durdurmuş ve çembere almış ardından onları kurtarmaya gelen İngiliz birliklerini yenilgiye uğratmış ve sonrasında General Townshend komutasındaki İngiliz tümenini Kut’ül-ammare şehrinde 13 general481 subay13.300 askeri ve tüm savaş araç gereçleri ile esir almışlardır.
Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:

29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emri…

ORDUMA

Arslanlar!..
1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
24 / 04 / 1916

Avustralyalı araştırmacı Dr.Gaston Bodart bu zaferi, “İngiliz prestijinin birinci dünya savaşı’nda yediği en büyük darbe” olarak yorumlamıştır.

Yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim oldu. Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti.

Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.

Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.

 

Yaşadım ulan dibine kadar…

Boş ver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına
yağ geç , yık geç, kimse inanmazsa inanmasın
sen inan yüreğine
hem ona geçmezse kime geçer sözün?

büyü büyü….
bak ellerin ayakların kocaman,
aklında maşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boş ver yaşı başı,
aşk var mı aşk sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü
öl gitsin…

Boş ver be yaşı başı!
kim tutar seni kim?
kendi yüreğinden başka kim?

Aklını al da öyle git
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra, bayıra vur da git
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa
seveceksen ve öleceksen uğruna..

yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa…
yaş 70′e gelse bile hayat daha bitmemiş
sen mi biteceksin?

çekeceksen bile bayrağı

YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR

diyemeyecek misin?

Can Yücel

 

10 dakikada Scrum

Scrum in under 10 minutes

 

Alesta

Re-startTekrar merhaba.

İstanbul’a taşınma, Ece’nin doğumu, departman değişikliği, ekonomik kriz, referandum derken bir hayli zaman oldu site ile ilgilenmeyeli. Yazdan kalma bir Kasım gününde, sanırım Kalabak.Net v 4.0 olarak yeniden yazmaya, çizmeye başlayalım istedim.

İstedim amma velakin güncelleme, sağını solunu kurcalama, hosting kontrol panelinin yeni haline alışma derken birşeyleri yanlış yaptım ve veritabanını uçurdum :(  Elde avuçta, hard disk köşelerindeki yedeklerde birşey kalmadı sayılır.

Aklımda iki blog vardı, bir tanesi lojistik ve tedarik zinciri üzerine, diğeri de dünyanın geri kalanı ile ilgili. Malum tüm profesyonel ve ötesi blogcular,

blogunuz spesifik bir konu üzerine olsun

diyorlar, bir şekilde doğru. Tedarik zincirinde hede hödö konusunu araştıran, merak eden bir zat, neden ilgi duysun benim boğaz turu fotoğraflarımla. Derli toplu bir blog, sadece lojistik ve tedarik zinciri üzerine konular, ara, bul, paylaş, paylaştır, süper olurdu aslında.

Amma velakin biraz daha gerçekçi olmakta fayda var. Bir blogda yazmakta zorlanırken, dört günde bir RSS okuyucudaki “tümünü okundu işaretle” butonu ile haşır  neşir olurken, iki farklı bloga kasmak fazlasıyla lüks ve pahalı bir uğraş olacak benim için. Ne de olsa vakit=nakit günümüzde.

Profesyonellere, işin erbaplarına saygımızı sonsuz etmeye devam ederek, Allah ne verdiyse yazacağım burada. WordPress’in kategoriler var nasılsa, isteyen en tepedeki navigasyon çubuğundan lojistik kategorisini seçsin lütfen.,

Ne diyeyim, hayırlara vesile olsun, vira Bismillah.

 
 
About Simple Magazine

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit.

Learn more »
Help & Support

Quam velit dapibus quam, ornare suscipit tortor nisl ut tellus.

Frequently Asked Questions (FAQ) »
Get in touch

Phone: +46 7152 5412
Email: info@simplemagazine.com

Online contact form »