Ahmet Oğuzhan KALABAK

Hayatımdan ufak notlar…

Isparta doğumlu olmama rağmen, üniversiteye kadar bütün hayatım Kocaeli / Gölcük’te geçti. İlkokul yılları dertsiz tasasız geçti, tek derdim ulaşımdı. Kocaeli Anadolu Lisesini kazandım, ulaşım problemi artarak devam etti. İlkokul zamanında futbol, ortaokul yıllarında basketbol ve son olarak lise ve üniversite 1, 2. sınıflarda yelken sporları ile uğraştım. Yelkencilik yıllarının tadı halen damağımda.

Deniz ve denizciliği her ne kadar evlilik sonrasında biraz ihmal etmiş olsamda, benim için çok önemli… “Chair Cruisers” diye bir tabir vardır. Doğayı, gezmeyi, seyahat etmeyi çok seven ancak bir sebepten dolayı imkanı olmadığı için National Geographic, Atlas gibi dergilerle ya da televizyon başında kendilerini avutan kişileri anlatır. Ben de kendime “Chair Sailor” diyorum, Youtube’da video seyreden, web sitelerinden resimleri ve yarışları takip eden, dergiler ile kendini avutan yelkenci türü :) Ama sabrın sonu selamet, elbet bir gün benimde kendi Finn’im, kendi teknem olacak.

Ünivesiteyi Eskişehir’de okudum. Dayımın evi, Dumlupınar öğrenci yurdu, öğrenci evleri, Bademlik kampüsü, Mimarlık, kantin, Tepebaşı kampüsü, bilgi işlem salonu, Eskişehir’in hemen her yeri… 4 senemi geçirdiğim yerler. Dolu dolu 4 sene geçirdim üniversite yıllarında. Eş – dostla ticaret yapılmaz derler. Ben de okul zamanında hocaların büyük bir kısmını “arkadaş” olarak gördüğüm için, ticaretle, yani notla sınavla çok fazla işim olmadı aslında :) Ama iyi bir mühendis olduğum konusunda hem benim, hem de onların içi rahattır diye düşünüyorum. En azından halen yolda karşılaştığımızda bana öyle diyorlar.

Aslında bu sayfada işten hiç bahsetmemeyi planlıyordum ama Pirekare sadece iş sayılmaz. Toprak Seramik’te çalışırken, bir Cumartesi günü Yasin ve Gürkan bizim eve geldiler, “Haydi şirket kuruyoruz” dediler, “Tamam” dedim. 3 ay hem Toprak hem de Pirekare’yi beraber yürüttükten sonra, o dönemdeki “DotCom” furyasına tamamen teslim oldum ve tam zamanlı olarak Pirekare’de çalışmak için Toprak’tan ayrıldım. Yaklaşık 2 sene boyunca [Temmuz 2000, Mayıs 2002] çok güzel zaman geçirdik, çok iyi işler yaptık, belki 5 senelik iş tecrübesini kısa bir sürede kazandık. Ekibimiz çok sağlamdı, kendi ofisimizi idare ettik, satış yaptık, sıfırdan başlayarak projeler yarattık, iş yerinde sabahladık, parasız kaldık ama yaklaşık 2 sene boyunca kendi başımıza, ayakta kaldık. Bir erkeğin tam anlamıyla adam olması için 3 şey gerekli derler. Askere gitmesi, evlenmesi ve iflas etmesi. Pirekare sayesinde, acı da olsa, kişisel Voltran’ımı tamamladım.

Askere gitmeden önce askerlik şubesinde özellikle ilk tercih olarak komando sınıfını seçtim. Acemi birliğim Eğirdir Dağ ve Komando Okulu, usta birliğim ise Tunceli Ovacık Aşağı Torunoba Jandarma Asayiş Bölük Komutanlığı oldu. Usta birliğinde, sivil kıyafetlerimi sadece birliğe katıldığım gün ve terhis olduğum gün giyebildim. Kim ne derse desin, o günlerin tadı hala damağımda. “Black Hawk Down” filminde Eric Bana’nın canlandırdığı karakterin güzel bir sözü vardı. “Arkadaşlarım bana savaş manyağımısın, faşistmisin diye soruyorlar, sadece bakıyorum ve birşey demiyorum. Burada yaşadıklarımız sadece savaş değil, ne olduğunu asla anlayamazlar.” Benim için de aynısı geçerli.

Askerlik sonrasında, bir süre daha evlilikten kaçmaya çalıştım. ƺimdiki aklım olsa, bırakın askerliğin bitmesini beklemeyi, okul bittikten sonra hemen evlenirdim. 2004′de kısa süren bir kaos döneminden sonra Tijen’le evlendik. Kısa sürdü; aileler tanıştıktan 15 dakika sonra, babasından istedik, 24 saat sözlü kaldıktan sonra nişanlandık, 20 gün nişanlı kaldıktan sonra evlendik. Kaos gibiyi çünkü bir aydan kısa bir süre içerisinde, mobilyadan gelinliğe tüm hazırlıklar tamamlandı, Giresun’da düğün, Gölcük’te nikah yapıldı. Her nedense o döneme ait çok fazla birşey hatırlamıyorum :)

Evlendik, 12 günlük evliyken, evimi ve eşimi Ankara’da bırakarak, o zamanki adıyla TNT Lojistik’te çalışmak üzere Bozüyük’e geldim. Koca bir kışı – üstelik Bozüyük gibi bir yerde – tek başıma ve sobalı bir evde geçirdim. Aslında 1,5 aydan kısa bir süre içerisinde, hem medeni durumumu, hem evimi, hem yaşadığım şehri hem de işimi değiştirdim. Tanıdıklar, olmaz yürümez derken iyisiyle kötüsüyle, işten ayrılmadan, bu güne kadar gelebildik.

Mayıs 2008 itibari ile 10 aylık bir oğlum var, Kutluhan… Temmuz ayında bir sabah saat 06:00 gibi apar topar hastaneye gittik, 24 saat süren bir işkence sonunda, 34 haftalık dünyaya geldi Kutluhan paşa… Ne oluyor ne bitiyor diye anlayamadan birden ana – baba oluverdik. Erken doğduğu için, bize gösterilmeden hemen kontrol altına alındı, iyi tarafı, erken doğan bütün bebeklerden daha sağlıklı ve iri olduğu için küvezde değil, normal yatakta tutuldu. Kötü tarafı, anne babaların yenidoğan odasını seyredebilecekleri pencereye en uzak yatakta yattığı için doğduktan 3 gün sonra görebildik kendisini… Büyüklerimiz çocuk büyütmek zor iş desede, biz işin zor kısmını atlattık. Artık beraber emekliyebiliyoruz. İlk dişi çıktı, ikinci dişi göründü, gerisi kolay.

İşte böyle, şimdilik bu kadar…

Popularity: 14% [?]

Yorumlar

  1. Hakan
    23 Ağustos 2006 | 16:25

    Hocam Doğum gününüz kutlu olsun kusara bakmayın daha önce söyleseniz bi ufak hediye alırdık artık seneye inşallah nice senlere

  2. ebru
    22 Eylül 2006 | 17:11

    merhaba.tesadüfen gördüm sitenizi.Kalabak soyadınız dikkatimi çekti.Eskişehirin meşhurrr kalabak suyu aklıma geldi…

    Eskişehirliyimde…

  3. 22 Eylül 2006 | 19:26

    Evet… oradan geliyor soyadimiz…

  4. 13 Kasım 2006 | 21:30

    C# dili’ne daha aktif bir yönelme içinde olsanız güzel olur kanâtindeyim.

  5. soner
    25 Aralık 2006 | 21:54

    slm hocam nasilsiniz bende askerligi 1995 senesinde assagitorunoba bölük komutanliginda yaptim jandarma komando havanci nisncisiydim tesadüfen gördüm stenizi insallah sizinle maíl yolu ile sohbet etmek isterim

  6. 4 Ocak 2007 | 19:39

    Torunoba… O zamanların tadı hala damağımda… Sıklıkla kontrol ettiğim e-posta adresim aokalabak@gmail.com

    Selamlar..

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin