Unutulan Unutturulan Kut-ül Ammare Zaferi

Cihan Özdemir‘in sitesinden noktası, virgülüne dokunmadan kopyaladım…

Cihan Özdemir’in de dediği gibi niye tarih kitaplarımızda zaferlerimiz yok? Osmanlı’nın yıkılmasından sonra Kurtuluş Savaşı genel olarak anlatılıyor ve tarihimiz Atatürk Devrimleri ile son buluyor tarih kitaplarında…

Ergenekon davası ile ilgili daha önce de söylemiştim, bir iki nesil sonrası, tarihimiz çok farklı şekillerde öğrenecek, hatırlayacak…


Kut-ül AmmareBirinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun Çanakkale’den sonra kazandığı en büyük zafer. İngilizlere Göre Kut Zaferi1842’deki Kabil bozgunundan beri İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet…“. Ne yazıkki TRT2‘de çıkan bir tarih belgeselini izlemesem heralde bu zaferden ömrüm boyunca hiç haberdar olamayacaktım. Niye tarih kitaplarımızda bu zaferlerimiz yer almaz! Acaba tarih kitaplarına sığamayacak kadar çok zaferimiz olduğundan mı yoksa birilerinin bizim şanlı tarihimizi ve gerçek düşmanlarımızı yeni neslin öğrenmesini istememelerinden mi kaynaklanıyor?

Irak-ı Arab;
Bugünkü Irak’ın Dicle ve Fırat havzası içerisinde yer alan ve Basra’ya kadar uzanan bir zamanların Mezopotamyası. Osmanlı ordusunun I.dünya savaşında çarpıştığı cephelerden biri olan Irak cephesinde 1916 yılında Halil Paşa kumandasındaki Türk ordusu olanca yokluğa ve imkansızlığa rağmen Çanakkale’de yaptığının aynısını yapmış ve tüm hızı ile ilerleyen İngiliz ordusunu önce durdurmuş ve çembere almış ardından onları kurtarmaya gelen İngiliz birliklerini yenilgiye uğratmış ve sonrasında General Townshend komutasındaki İngiliz tümenini Kut’ül-ammare şehrinde 13 general, 481 subay, 13.300 askeri ve tüm savaş araç gereçleri ile esir almışlardır.
Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:

29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emri…

ORDUMA

Arslanlar!..
1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
24 / 04 / 1916

Avustralyalı araştırmacı Dr.Gaston Bodart bu zaferi, “İngiliz prestijinin birinci dünya savaşı’nda yediği en büyük darbe” olarak yorumlamıştır.

Yaklaşık 5 ay süren kuşatmanın ardından, 13 general, 481 subay ve 7 bini Hintli 13 bin 300 İngiliz askeri Türk birliklerine teslim oldu. Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti.

Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.

Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.

Popularity: 3% [?]

Olduğundan farklı görünmek

Ya da göründüğünü düşünmek, görünmeye çalışmak, göstermeye çalışmak ve sahte pazarlamacılar…

Dilbert.com

1. kare : İyi görünmek, iyi olmaktan daha önemlidir.

2. kare : Yanıltıcı şekilde yönlendirilmiş bir benchmark testi, iyi mühendisliğin yıllar boyunca yapamayacağını, dakikalar içinde yapabilir. [Etkiden bahsediliyor]

3. kare : Bunu kabullenmemiz olgunluktur değil mi? (Bayan) / Öyle olmasını umuyorum (Bay) [Durumu kabul etmiş görünselerde içten içe bir itiraz var]

Bir bilge bana şöyle demişti (doğru, adam bilge ve bunu bana söyledi, nasıl gizem ama!), “yalan söylemek çok zordur, karşındaki insandan daha akıllı olman gerekir”.

Altına imzamı atacağım bir söz. Bırakın yalan söylemeyi, kaçamak cevaplar vermek için bile karşıdakinden daha akıllı olmak gerekir. Akıllı değilseniz de iş döner dolaşır, ucu yine size dokunur. Öyle “karıncayı öpecen ama belini incitmeyecen” taktikleri de elinizde patlar.  Karşınızdaki kişiden daha zeki olup olmadığınızı bilemeyeceğinize göre, en güzeli, en doğrusu, en erdemlisi, diyalog çerçevesinde “doğruları” görüşmek, konuşmak. Yalan dolan monologlara gerek yok kanımca…

İş hayatı, sütten çıkmış ak kaşık olduğum söylenemez ancak bu duruma düşmemek için elimden gelen çabayı gösteriyorum.

Biraz daha hoş görülü olalım, 1. ve 2. karelerdeki tiplemenin  “yalan söylemeyeceğini”, “biraz abartacağını” düşünelim. Muhtemelen bir ürünü hak etmediği bir konuma yerleştirecek, bire bin değil de üç – beş katarak anlatacak. Kısa vadede süper bir başarı, gülen yüzler, mutlu – mesut bir ortam, belki orta vadeye de uzanabilir.  Aynı tipleme başka bir ortamda CRM’den bahsedecek, müşteri ilişkilerinin önemini anlatacak. Yeni bir müşteri kazanmanın, eldeki müşteriyi korumaktan çok daha maliyetli olduğunu vs. ballandıra ballandıra anlatacak. Ne zaman biraz daha iyi bir ürün piyasaya çıktığında, ya da adam akıllı birileri sorgulamaya başladığında o zaman işler sarpa saracak.

Pazarlamaya karşı olduğum düşünülmesin lütfen, tam tersine pazarlamanın önemini, akıllı ve doğru pazarlama faaliyetleri olmadan büyüme olmayacağını  biliyorum, uzun zaman önce bu yazımda da belirtmiştim. Amacım pazarlama – mühendislik karşılaştırması – sidik yarışı -  değil. Konu Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek. İnsan terazi değil, tam dengeli olması beklenemez, ama bir taraf haksız yere ağır bastığında aklı selim birilerinin çıkıp dur demesi gerekir.

Her şey bir yana, Mevlana bile dememiş mi “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” diye.

3. karedeki tiplemelere söylenecek söz yok mu? Tabi ki var, daha sonra :)

Popularity: 6% [?]

Conilerle farkımız & Mehmetçik Vakfı

Soru

Bu ilanı “Inbound Logistics” dergisinde gördüm. Amerika’da yayınlanan ve tamamen lojistik üzerine olan bir dergi.

Google’da “hire a veteran” kelimelerini kullanarak bir arama yaptım, ilk  iki sıra:

  • www.hirevetfirst.gov, Amerikan hükümetinin bir sitesi
  • www.hireveterans.com, bu sayfaya özellikle dikkat edilmeli

“Veteran” emekli, eski asker anlamında kullanılmış. Özetle hem yukarıdaki reklam, hem de web sitelerinin amacı, muhtemelen Irak, Afganistan gibi yerlerde görev yapmış eski askerlerin, özel sektörde iş bulmalarını sağlamak ya da kolaylaştırmak…

Aklıma “biz ne yaptık, yapıyoruz” sorusu geldi. Normal görev sürelerini tamamladıktan sonra emekli ya da terhis olanlar için bir problem olduğunu düşünmüyorum. Ama ya malulen emekli / terhis olanlar…

Asker bir millet olduğumuz için, askerlerimiz için bilmeyerek  çok daha fazlasını yapıyoruz aslında. Askerlik kutsal olduğu için askere sahip çıkmamak düşünülemez bile. Düşünün bir kere. Askere gönderirken davulla zurnayla, koca bir grup ile eğlenerek gönderiyoruz. Kışla olan her yerde dükkanlarda 3 tarife geçerli; normal, asker, öğrenci tarifesi.  En güvenilir kurum Türk Silahlı Kuvvetleri. Daralan muhabbet ortamlarını bile asker muhabbetleri ile kurtarıyoruz. Üç büyüklerin, futbolun etkisi bir yere kadar.

Hal böyle olunca askerden geldikten  – hele bir de gazi olarak geldikten – sonra ilgilenmemek, sormamak, ihtiyacı varsa yardım etmemek düşünülemez bile.

Hadi oldu, birileri buna benzer ilanlar yayınladı, reklamlar vs. yaptı. Eminim ki gaziler, ne kadar zor durumda olursa olsunlar, tepki göstereceklerdir.

İnsanoğlu robot değil, mutlaka farklı düşünenler var, ama yine de ben hala Türk milletinin asker bir millet olduğunu düşünüyorum.

Bir ince ayrıntı, ilanda “kendilerine düşeni yaptılar, peki ya siz?” anlamında bir ifade var. Bizde işler nasıl? Birşeyler yapmak için kimse sorulmasını beklemiyor.

Farklılaşma diye buna derim ben, millet olarak tüm dünyadan farkımız.

Bu yüzden bizde böyle ilanlar olmaz.

Bu konuda ahkam kesmek bana düşmez tabi ki. Ailede asker çok, ben de Gölcük’te askerlerin arasında büyüdüm. Bu fotoğrafı görünce hem garipsedim, hem de sinirlendim.

Mehmetçik Vakfı’nın sitesinden online bağış yapmak mümkün, bağlantı burada…

Popularity: 5% [?]

Şehir güzelliktir

Kel öldü sırma saçlı oldu. Eskişehir hakkında güzel bir video daha… Gecesi, gündüzü, kışı…

Bu kış neredeyse hiç kar görmedim. Bir iki defa yağmaya niyetlendi, onda da yerde tutmadan eridi. Görüntülerde tramvayın karlar arasında seyrini, insanların kar altında yürümesini, Botanik Park’taki korsan gemisinin karlı siluetini seyredince içim cızz etti…

Üniversite birinci sınıfta saat 20:00 civarında, su boyundaki kafelerden birine girmiştik.  Kış mevsimiydi ve öncesinde hiç kar ya da yağmur yağmamıştı. Yaklaşık iki saat sonra dışarı çıktığımızda yerde 10 cm civarında bir kar tabakası vardı ve lapa lapa kar yağışı hala devam ediyordu. Grup olarak Adalar’dan Dumlupınar Yurdu’na kadar yürümüştük, hoş ve ıslak bir geceydi, seyredince aklıma o gece geldi.

Buyrun;

Kapanış çok manidar, şehir güzelliktir. Ne diyeyim, teşekkürler Hocam…

Popularity: 1% [?]

Ders geometri, konu teğet…

Ne demek gerekir ki?

Bunun adı teğet değil, hem kaçan hem de açılan şemsiye olmalı…

teget

Kaynak Hurriyet.com.tr.

Popularity: 2% [?]

İstanbul’u gezme listesi

İstanbul’a geldikten sonra önce biraz panikledik, büyük şehir ne yaparız, nasıl dışarıda gezinebiliriz diye… Zaman geçtikçe alışıyor insan. Mecburiyetten sağa sola giderken, arkadaşlarla gezinirken (Yasin & Fulya’ya bir kez daha teşekkürler) yol bulmayı biraz biraz öğrendik. Yolları değil, yol bulmayı… Bir iki defa da kaybolduktan ve sağ salim eve dönebildikten sonra güvenimiz iyice yerine geldi ve ne yapsak ne etsek diye plan yapmaya başladık.

Kaynaklar kısıtlı, gezilecek görülecek yerler çok… Bir plan dahilinde gezelim, içimizde ukte olan yerlere / konulara öncelik verelim dedik. Benim listem nedenleriyle birlikte  Bu yaz sonuna kadar listeyi tamamlamak lazım.

Kalamış Parkı’nda çay ve simitle kahvaltı yapmak: Vakti zamanında İstanbul ya da Fenerbahçe Yelken’de düzenlenen yarışlara gelmek için erkenden yola çıkardık, yarış öncesinde ya da sonrasında Kalamış Marina civarında hoş vakit geçirirdik. Yelken günlerinden içimde kalan bir ukte.  Gittik, gezdik, geldik…

Kadıköy’de ayak üstü midye ve sosili yemek: Lisede bir iki defa gezmeye gelmiştik, ulaşım kolay olduğu için de doğrudan Kadıköy’e gitmiştik. O zamanlar araba kullanmadığım için trafik bile hoşuma gitmişti. Kadıköy’ü ayrı bir severim.

Akşam boğaz turu : Şöyle havanın kararmasına yakın denize açılmak, hem gün batımında, hem de gece karanlığında boğazı seyretmek… Kadıköy’de turların nereden başladığını öğrendim, eli kulağında…

Adalar turu : Deniz ve mehtap

Yelkene tekrar başlamak : Benim isteğim tekrar düzenli olarak denize çıkmak, yarışlara katılmak, gönlümden geçen sınıf Pirat. Bugün hazır Kalamış’tayken kulüplere bir sorayım dedim, biraz zor olacak gibi.

Haliç köprüsünden balık tutmak :

Hisar’da konsere gitmek : Televizyonda hisar konserleri canlı yayınlanırdı, mümkün olduğu kadar kaçırmamaya dikkat ederdim. Normalde hiç bilmediğim, dinlemediğim sanatçıların konserlerini bile sonuna kadar seyrederdim.

Nevizade’de dostlarla bir gece – erkekler matinesi : Açıklamaya gerek yok.

Nevizade’de Tijen’le bir gece : Tijen’le ben okulu bitirdikten sonra tanıştık, çok fazla alemlere akamadık bu yüzden, biraz acısını çıkartmak lazım. Gerçekleştirmesi zor bir madde. Hem Kutluhan’ı evde bırakmak lazım, hem de muhtemel bakıcılarına yakalanmadan eve girmek lazım :)

Bir gün boyunca Sultanahmet civarında gezinmek : Valla o civarda ne var ne yok tam olarak bilmiyorum,  şöyle sabah erkenden ufak  bir sırt çantasına su ve ekmek arası birşeyler atıp, toplu taşıma araçları ile oraya gitmek, kazan – kepçe misali her tarafı yürüyerek gezmek lazım… Sırt çantası, su ve ekmek arası da işin fantazik bölümü…

Topkapı, Dolmabahçe ve diğer sarayları gezmek : Yine sırt çantası, su ve ekmek arası desteğiyle iki günlük bir kültür turu yapmak lazım.

Babamla Anadolu Kavağı’nda balık yemek : Babam askerliğini Anadolu Kavağı’nda yapmış, hem anlatır durur. Bize geldiklerinde bir ara güzellik yapmak lazım.

Liste bizim, önerilere açığız…

Popularity: 34% [?]

Kendime yelken kulübü arıyorum.

Hürriyetim.com.tr’de gördüm, Hernan Crespo kendisine kulüp arıyormuş… Futbolla ilgim yok, sadece kulüp arayışı kısmı beni de ilgilendiriyor… Ben de kendime yelken yapabileceğim bir kulüp arıyorum. Yelken CV’im aşağıdadır.

1992 – 1994 arasında Gölcük Donanma Yelken Kulübü

  • Snipe
  • Pirat
  • Finn

1994 – 1998 İzmit Yelken Kulübü

  • Kısa bir süre Finn
  • Laser Standart

Ulusal yarışlara çok fazla katılma fırsatım olmadı. Donanma Yelken Kulübünde  o zamanlar tersane yapımı tekneler vardı, daha çok hobi ve yaz eğlencesi olarak yelken yapılırdı. İzmit Yelken Kulübü’de o zamanlar ikinci kuruluşunun başındaydı. Her iki kulüp için de “o zamanlar” özellikle kullandım, şu an için her ikisinde de durumlar farklı…

Uzun soluklu bir Eskişehir macerasında, kendi kendime “chair sailing” yaptıktan sonra, artık tekrar yelken sporuna başlamak istiyorum. Tercihim Pirat gibi ekipli ve nispeten oturaklı bir tekne, ancak alt ve üst limitlerim çok geniş bu konuda.

Ekip ihtiyacı olan,  ihtiyacı olan birilerini tanıyan, ya da İstanbul’da Centerboard yapmak için nerelere başvurulmasını bilenler yorum yapar ya da e-posta gönderirse sevinirim.

“Chair Cruisers” diye bir tabir vardır. Doğayı, gezmeyi, seyahat etmeyi çok seven ancak bir sebepten dolayı imkanı olmadığı için National Geographic, Atlas gibi dergilerle ya da televizyon başında kendilerini avutan kişileri anlatır. Ben de kendime “Chair Sailor” diyorum, Youtube’da video seyreden, web sitelerinden resimleri ve yarışları takip eden, dergiler ile kendini avutan yelkenci türü…

Popularity: 2% [?]

Bir tatlı huzur aldık geldik, Kalamış’tan…

Cemrelerden bir iki tanesi hala ayaktalar, bahar falan gelmedi ama bugün havayı güzel görünce hemen değerlendirelim dedik…

Aslında niyetim(iz) Kadıköy sahile gitmekti, bu düşünceyle yola çıktık. Malum İstanbul’un tazelerindeniz, bir yerlerde yanlış yöne saptık, kendimizi Kalamış Parkı’nda bulduk. Daha doğrusu, kendimizi deniz kenarında, yat marinasının yanında süper bir parkın kenarında park yeri ararken bulduk. Kadıköy’e  gidemedik, bari buralarda gezelim dedikten sonra da mekanın Kalamış Parkı olduğunu anladık.

Gezip görmek istediğim yerler arasında hem Kadıköy hem de Kalamış var, en azından bir tanesini görebildim bugün. Yasin ve Fulya bizi iki defa Moda’ya götürmüştü, onların favori mekanı. Kalamış ta modaya çok benziyormuş, zaten fiziksel olarak da devamı… Kalabalık, dar yollar, trafik var ama herşey sessiz sakin şekilde akıyor. Ortam, hava tamamen farklı, huzurlu. Şimdiye kadar gördüğüm İstanbul’a hiç benzemiyor bu açıdan.

Deniz havası, yelkenliler, martı sesleri eşliğinde güzel bir gün geçirdik. Kutluhan çayır çimen üzerinde deli gibi gezindi, akabinde parkta  dönüşte yine kısmen kaybolduk ama hoş yerler görerek eve dönmeyi başardık.

Bugün güzel bir  siftah yaptık. Havalar ısınmaya başladı, biz de artık İstanbul’u doya doya gezmeye başlayabiliriz.

Güzel günden kareler…

Popularity: 5% [?]

Eskişehir’in dünü bugünü

Kaynağını tam olarak bilmiyorum, Tijen çok güzel bir video indirmiş. 1999 yerel seçimlerinden sonra Eskişehir’de yaşanan değişiklikleri anlatıyor.

Görüntülerin Yılmaz Büyükerşen’in seçim kampanyası için çekildiği aşikar… Büyükerşen’in Eskişehir’de yaptıklarını bilen, eski ve yeniyi karşılaştırma fırsatı olan birisi olarak söyleyeceğim tek şey, Büyükerşen başkan, Eskişehir şampiyon…

Raylı sistem ve şehir merkezinde araç trafiğinin kısıtlanması, Porsuk’un bir uçtan diğer uca ıslah edilmesi, Haller Gençlik Merkezi, Opera, heykeller ve köprüler… Şehrin iki ucundaki iki devasa parkı herşeyden ayrı tutmak gerekir. Boş arazide neler yapılabilirin en güzel ispatı. Canavar gibi iki park, birinde gölet diğerinde hem gölet hem plaj!

Türk filmlerinde Kayseyi’ye deniz getircem vaatleri vardı. Sayın Büyükerşen, Türk Politik Tarihinde [var mı böyle bir kavram :) ] bir ilki başardı ve İç Anadolu’da bir kente denizi getirdi…

Popularity: 12% [?]

Yorumsuz :)

Kutluhan Kalabak

Popularity: 2% [?]

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin