Bildiğim tek şiir

Geçen gün Tijen e-posta ile bir şiir gönderdi, ne diyeyim, şu an ne ile ilgili olduğunu bile hatırlamıyorum (yedik fırçayı :))… Benim de aklıma senelerdir, İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtası haricinde, bildiğim tek şiir olan Yahya Kemal Beyatlı’nın Akıncı şiiri geldi… Bu şiiri taa ilkokulda iken, bir takvim yaprağının arkasında görüp ezberlemiştim, daha sonra ne zaman unuttuğumu fark ettiysem, bir şekilde aradım buldum yeniden ezberledim…

Akıncı

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı; İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle…

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan,
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla…

Cennette bugün gülleri açmış görürüz de
Hala o kızıl hatıra titrer gözümüzde!

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Yahya Kemal Beyatlı

Wordpress Database Backup

Zaman zaman sunucu göçerse, siteye ait ne var ne yoksa hepsi silinirse ya da veritabanı gümlerse ne yaparım diye düşünüyordum… Allah’tan birileri benden önce bu konuyu düşünmüşler, bir çözüm getirmişler…

WP-DB-Backup her Wordpress’cinin mutlaka kullanması gereken bir eklenti…

Upload edip aktif hale getirdikten sonra, Dashboard’da Manage -> Backup ile yedekleme işlemini yapabiliyorsunuz… Standart Wordpress tablolarının yanısıra, diğer eklentilerin oluşturduğu tabloları da yedekleyebiliyorsunuz… İstediğiniz tabloları seçtikten sonra, yedekleme sonucu oluşacak Sql betiğini isterseniz sunucuda back-up klasörüne kayıt edebiliyorsunuz, isterseniz belittiğiniz bir e-posta adresine gönderebiliyorsunuz, isterseniz de bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz…

Faideli bir eklenti, yapanın ellerine, gözlerine sağlık…

Arrgh! Sayfa bozulmuş.

Arrgh! Sayfa bozulmuş. Güvenlik veya firewall yazılımı kullanıyorsanız bu programı devreden çıkartmanız gerekebilir…

F-Secure Internet Security yüklü bir bilgisayar ile gmail hesabınıza eriştiğinizde böyle güzel bir uyarı çıkıyor… Gmail nasıl yaptı nasıl etti makinada Norton ile ilgili bir yazılım olduğunu anladı bilemiyorum ama Arrgh efekti ile Norton kakadır, kötüdür diyor gizlice ki ben de katılıyorum… Dergi cdlerinin bir tanesinde 3 aylık beleş kullanım gördüğüm için kurmuştum…

Bu arada gmail’in benim bilgisayarımda olan programlarla ne gibi bir işi var? Neden kontrol etme ihtiyacı duyuyor? Bunlar da ayrı bir muamma…

Kişisel bloglar ve Google AdSense

Google AdSense son zamanlardaki en güzel girişimlerden birisi şüphesiz… İşin ticari boyutu bir yana, gerçekten içerik ile uygun reklamlar görüntülendiğinde, ziyaretçiler için de çok faydalı bir nimet…

Ancak kişisel sitelerde içerik, haliyle belirli konular üzerinde yoğunlaşmadığından, Google tarafından bulunup getirilen reklamlar da daldan dala atlar gibi oluyor… Örneğin kalemler üzerine hazırlanmış bir sitede , kalem üreticileri, kalem severler derneği gibi reklamlar çıkarsa bu güzel ve yerinde… Amacına da uygun, hem ziyaretçilerin işine yarar, hem de tıklanarak sitenin sahibine faydalı olur. Ancak kalem sitesinde, ameliyat eldiveni ya da yeşil kart çekilişi ile ilgili bir reklam çıkarsa ister istemez bunun faydası kime diye sorasım geliyor.

Bu noktada kişisel görüşüm Google AdSense reklamlarının görüntü kirliliği yarattığı yönünde… Siteme Google reklamlarını koysam, muhtemelen GreenCard çekilişi, bilmem nerede çalışma imkanları gibi garip şeyler çıkacak… Garipten kastım ne benimle, ne de siteyle ilgisi olmayan şeyler… Herkesin sitesi, görüşü kendine, ama sevdiğim, sürekli gezindiğim bloglarda, ekranın tam ortasında bu gibi site ile ilgisi olmadığını düşündüğüm reklamlar beni rahatsız ediyor… Bu noktada, reklamlar yerine bağlantı birimlerinin kullanılması, bence sayfaların biraz daha derli toplu olması açısından daha iyi… Bağlantı birimleri, reklamlar yerine, bir konu başlığı bağlantısı vererek, bu bağlantıya tıklanması durumunda ziyaretçiyi konu ile ilgili reklamların olduğu ayrı bir sayfaya yönlendiren bir yapı…

Sonuç olarak sitede Google AdSense kullanmıyoruz ama Google seviyoruz, Google AdSense’in de faideli bir girişim olduğuna inanıyoruz… Google’cı abiler, bu site Google AdSense tarafından desteklenmektedir şeklindeki tavsiye araçlarına, bu site Google AdSense’i desteklemektedir şeklinde yeni sloganlı seçenekleri de eklemeliler :)
Bir de artık Google Türkiye‘de kurulduğuna göre tavsiye araçlarındaki Türkçe’leştirme hatalarını da düzeltirler herhalde…

Tavuk Gribi…

Ülkedeki tavukların yarısını itlaf ettiler… Hala bir de utanmadan kuş gribi diyorlar… Neden martılara, kargalara, serçelere bulaşmıyor sunuz? Zor geliyor dimi? Garibim tavuklar uçamıyor, kaçamıyor, siz de yakalayıp itlaf ediyorsunuz…

Bari hastalığın adını tavuk gribi olarak değiştirin de garibancıklar literatüre girsin….

www18.meebo.com

İş yerinde proxy’den internete çıkanlar için muhteşem bir site…

Ajax sağolsun… Tarayıcı üzerinden Aim / Icq, Jabber / GTalk, Yahoo ve MSN Messenger hesaplarına erişmek ve insanlarla muhabbet etmek mümkün… Tabi girilen şifreler ne oluyor? Bir yerlerde kayıt ediliyor mu? Ayrı bir mevzu..

Soğuk hava, kar, fırtına…

Daha bu Pazartesi sabahı, evden çıktığımda “havalar ne kadar garip, Ocak ayının ortası geldi hala Eskişehir’de kar yok, havalar soğuk değil” diye aklımdan geçirdim… Son 3 - 4 gündür cümbür cemaat Sibirya soğuklarından bahsetsede ister istemez bu sabah yine hava ne kadar diye düşündüm… Ancak şimdi kaput… Kaput ki ne kaput…

Gün içerisinde kar yağışı başladı… Kabus gibi, önce İstanbul’da kar yağışı olduğu haberini aldık, sonra İzmit çevresi, Bursa derken Eskişehir’de de kar başladı…. Gerçi bu kar değil, karın büyük abisi olsa gerek..

Nedendir bilmem (?) kar artık bana sevimli, güzel, kışın bir nimeti, eğlence sebebi ya da okulların tatil olmasına neden olan güzide bir doğa olayı gibi gelmiyor… Kar deyince artık tüylerim diken diken oluyor. Trafiğin kapattığı yollar, kaza yapan araçlar, mazotu ya da hava boruları donan, yolda kayan, kayarak yoldan çıkan araçlar, can sıkıcı gecikmeler gözümün önünde canlanıyor… Koşullu öğrenme ya da veri korkusu…

Off off.. Saat 19:30 itibari ile Mezitler kapandı… Yollar kötü.. Bu gece sabah olmaz artik…

Pardus bizi diskoya götür

Suse’nin yanına bir de Pardus kurayım diyordum, olmadı, olamadı…

Zaten kısıtlı olan linux bilgimle, çalıştım çabaladım, Suse bölümlerinin yanına Pardus için de bir bölüm açarak kurulumu yaptım. Zaten Suseyi kurarken ileride böyle bir girişimde bulunurum diyerek, diskin tamamını kullanmamıştım. Sonuç itibari ile sda1′de Suse, sda2′de swap, sda3′te home ve sda4′te pardus olacak şekilde kurmayı becerdim.

Pardus kurulum sırasında benden tekrar bir swap ve home için alan istemedi, daha doğrusu kök dizin haricinde, herhangi bir bağlantı noktası istemedi, ben de herhalde bir bildiği vardır diyerek ses çıkarmadım.

Sonuçta kurulum bitti, ön yükleyiciyi kurmaya sıra geldi, ben de zaten az buçuk bilgimiz var, Pardus’da belki benim sistemi beğenmez, en azından elimizin altında çalışan bir makina olsun diyerek ön yükleyiciyi değiştirmedim. Bilgisayarı yeniden başlattım, Suse ile açtım. İlk problem, sda4 alanının görünmesi fakat bir türlü mount edilememesiydi. Hata mesajını sinirden yazamadım. İnternetten tek disk üzerinde iki farklı dağıtım olduğunda, ön yükleyiciyi nasıl ayarlamam gerektiğini buldum. Abilerin söylediğine uygun olarak Pardus’un boot dizininden vmlinux-2.6…(valla ben pardusta kernel-2.6… sını buldum), System.map. initrd dosyalarını Suse’nin boot dizinine kopyalamam gerekiyordu, ancak sda4 alanını mount edemediğim bunu da yapamadım.

Windows’ta zaman zaman yaptığım gibi kurulum cd’sinden bu dosyaları kopyaladım, grub.conf dosyasında gerekli değişiklikleri yaptım ve sistemi yeniden başlattım. Suse yine normal olarak çalıştı ama Pardus ile başlattığımda kernel hemen panikledi ve /dev/sda4 alanını mount edemediğini söyledi… Bunun üzerine bilgisayarı Pardus çalışan cd ile açtım. Pardus donanımı sorunsuz tanıdı, ekran çözünürlüğünü bile canavar gibi ayarladı. Çalışan cd, sda4 alanını da sorunsuzca mount etti. Pardus disk alanları için /dev/sda… yerine /mnt/sda.. kullanıyormuş… grub.conf’u bir de root dizini olarak /mnt/sda4 olarak değiştirdim (Suse için /dev/sda1 di ve sorunsuzca çalışıyordu). Yine olmadı.

Bu sefer Pardus’u ikinci hard diske sıfırdan kurdum. <ara_not> Pardus’un kurulumu çok basit, şu aşamada fazla paket içermediği için çok hızlı, fazla ayar gerektirmeden üç adımda tamamlanabiliyor. Kurulum ekranları süper olmuş, renkler, grafikler uyumlu… Ağır abiler pek beğenmeyebilir, ama bence bilişim okur-yazarlığına katkıda bulunmayı amaçlayan bir işletim sistemi olarak işini iyi yapıyor. </ara_not> Ekran kartını ve ağ kartını tanımadı. Çalışan cd sorunsuzca herşeyi tanırken, kurulan cd’nin bunları tanımaması sanırım benim yeteneğimi gösteriyor.

Bu başarısızlığın ardından, boyumun ölçüsünü aldım. Ben kim aynı diske iki farklı linux dağıtımı kurup bunları çalıştırabilmek kim…

Sonuç olarak, Suse ile devam ediyorum, ancak hafta sonu tekrar Pardus’u kurup kurcalayacağım. Şair ne demiş, Pardus bizi diskoya götür…

Buzdolabındaki çürümüş et kokusu nasıl giderilir?

Sizinde tatildeyken evinizin sigortası atarsa, buzluktaki balık, tavuk, et ve bilimum sebzeler aynı anda bozulursa, buzdolabının her tarafı kan içerisinde kalırsa, kapak açıldığı anda kokudan fenalaşırsanız ne yaparsınız?

Kişisel korunma önlemlerinizi aldıktan sonra, önce buzdolabını bulaşık deterjanı ile güzelce silin, biraz havalandırın. Kısa periyotlar ile buzdolabını çalıştırıp kapatarak “lan bi daha yapıcan mı?” havası yaratın. Aslında bunun faydası size, buzdolabına acı çektirdiğinizi düşünerek rahatlıyorsunuz. Bir de her çalışmaya başladığında, derin bir nefes aldığı için, içine hava çektiği için devir daim oluyor… Yatmadan önce bir güzel sirke ile silin, bir kabın içerisinde bir miktar sirke koyarak sabah kadar içinde bekletin… Sabah yine havalandırın…

Sirke hijyen için önemli… Herhalde kötü kokuların giderilmesinde de payı var, sabah koku neredeyse hiç kalmamıştı.

Sonrasında zaten hanım eve geliyor, olaya müdahele ediyor, siz de normal hayatınıza dönüyorsunuz :)

Güle güle xp, hoş geldin SuSE

Lisanslı Windows XP’yi etkinleştirdim. Eve geldikten sonra tekrar denedim, sorunsuz bir şekilde etkinleşti. Etkinleşmesine etkinleşti ama sadece dosyalar yedekleninceye kadar etkinliğini koruyabildi.

Bu sabah bir bardak mis gibi Nescafe Classic eşliğinde, evdeki oğlana Suse Linux 10.0 kurdum. Daha öncesinde bir iki defa windowsla birlikte, Fedora, Mandrake, Knoppix, Suse gibi dağıtımları kurup denemiştim. Ama her seferinde işleri bahane ederek Linux’u uçurdum. Bu sefer uçan Windows oldu.

İnternette biraz gezip dolaştıktan sonra Debian kurmaya niyetlenmiştim, ama ne yalan söyliyeyim, yemedi… Biraz linuxa alışayım, komutlar, dosya yapısı vs.. öğreneyim, akabinde debian kurmayı planlıyorum…

Ne yapmalı, ne etmeli linux’un dosya yapısını bir an önce çözüp öğrenmeli…

    Bir program kurulduğunda dosyalar nereye gidiyor?
    Kurulum sırasında seçtiğim 5 küsür GB program nerde?
    Neden bilgisayarda 8500 tane bin klasörü var?
    Başlat menüsüne program nasıl eklenecek?
    Neden bazı programlar konsoldan program adını yazınca çalışıyor da bazıları çalışmıyor?
    Firewall işini nasıl çözeceğiz?

Allah’tan belgeler fazla, internet bağlantısı sağlam… Zaten öncesinde hem Linıx for Dummies, hem de Suse for Dummies kitaplarını indirmiştim :)

Sonraki sayfa »