
Herşey yapılırken 29 Ekim kutlamalarını iptal etmek mi milletin acısını dindirdi?
Depremin enkazını temizledi, terörün kökünü kazıdı?
Şehitler mi gocundu kutlamalardan?
Depremzedeler mi moral buldu Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim’i kutlamayınca?
Ya da ekonomi mi düzeldi masrafları kısınca?
Ya da….? Törenlerin iptali
Güç gösterisi ve psikolojik savaş unsuru muydu? Gazetelerde bir tarafta en etkili n şahıs sıralaması, hemen yanında törenler iptal edildi haberi…
Yapay bir gündem değişikliği miydi?
Hükümetin depremdeki başarısızlığını ört bas etmek için…
Kuzey Irak’ta yerleşecek peşmerge kuvvetlerinin haber olmasını engellemek için…
Deniz feneri davasında tahliye olanları manşetlerden indirmek için…
Deprem için toplanan ancak populist amaçlarla kullanılan vergileri unutturmak için…
İyice “alıştığımız” Ergenekon davasının üstüne, bir kat daha toprak örtmek için…
Kim bilir?
Herşeye rağmen Cumhuriyet Bayramımız kutlu oldu… Halk resmi bir tören görmedi ama kendi törenini kendisi yaptı. Bu sene canlısını görmedik ama arşivlerdeki fotoğraflar daha bir anlam kazandı…
Prof. Dr. M. Kerem Döksat’ın 29 Ekim yazısını mutlaka okuyun derim
* Fotoğraflar çeşitli sitelerden alıntıdır, telif hakkı ihlal edildiyse lütfen bildirin
3 Eylül 1924, Erzurum Pasinler Depremi, Cumhuriyet bir yaşına girmek üzere. Evlatlarını harpte şehit vermiş yaşlı dayı : Biz yedi düvellen harb etmişik, koca memleketi yeniden kurmuşuk, o bize yetir.
23 Ekim 2011, Van Erçiş depremi. Cumhuriyet 88 yaşında. Başbakan :
23 Ekim 2011 tarihinde Van ili ve çevresinde meydana gelen deprem felaketi nedeniyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama törenlerinin sadece çelenk koyma ve tebrikleri kabul törenleri şeklinde icra edilmesi; tören geçişi, resepsiyon gibi diğer kutlama faaliyetlerinin yapılmaması uygun görülmüştür. Bilgilerini ve gereğini rica ederim.
Sevgili Pınar’ın iPhone sevgisi ve bu Samsung Galaxy s2 reklamı, dokunmatik ekrana karşı önyargımı değiştirdi.
Reklam muhteşem olmuş, insanın hayatındaki önemli bir noktadan bağlamışlar konuyu.
Hayatımı böyle kurtaracaksan, her türlü alırım ben seni Samsung Galaxy S II
2011 Nobel Ekonomi ödülünün ortaklarından Thomas J. Sargent’in sitesinde gördüm, 1600′den beri fiyatların nasıl değiştiğini gösteren bir grafik.
300 yıl neredeyse yatay seyreden fiyatlar, son 100 yilda roketlemiş resmen.
Canına yandığımın kapitalizmi.
Bizdeki grafiği merak ederim, keşke biri hazırlasa ya da bana kaynak gösterse
Canım Türkiye’m için bir güzel grafikte, enflasyon sepeti etkisinden arındırılmış fiyat artışları olurdu kesin.
Bu arada yukarıdaki grafiğin öğle saatlerinde tüm gazete sitelerinde ana sayfada olup, akşama doğru gündemden düşmesi de manidar bence.
Pareto, nam-ı diğer 80/20 kuralını herkes bilir. Girdilerin %20′si çıktının %80′ini oluşturur, paranın %80′i, %20′lik bir kesimin elindedir, sorunların %2o’sini giderdiğinizde, süreç % 80 oranında iyileşir.
Doğruluğu artık tarışma gerektirmeyen bir kural, önemli olan doğru %20′yi bulabilmek.
Pareto kuralı insan kaynakları alanında da geçerli midir acaba? Yani bir şirketin sonuçlarına %80 oranında etki eden işleri, çalışanların %20′si mi yapar?
Böyleyse vay halimize…
Sonucun %80′ine etki eden %20′lik bir kesim varsa, bu %80′in de %80′ine etki eden %20′lik bir elit kesim vardır. Bu durumda en baştaki 100′ün % 64′üne etki eden sadece %4′lük bir kesim var demektir.
Daha da vahimi, bu %64′ün de %80′ine etki eden elit ötesi insanların var olma olasılığı… Bu durumda daha 3. iterasyonda, baştaki 100′ün %51′i sadece çalışanların %0.8′i tarafından gerçekleştiriliyor demektir.
| Çıktı | Girdi | |
| 1. adım | 80 | 20 |
| 2. adım | 64 | 4 |
| 3. adım | 51.2 | 0.8 |
Vay be…
Çıktının %51′i, girdinin sadece %1′inden kaynaklanıyor. Sağlam bir IK’cı, olurda bu efsanevi %1′leri bir araya getirse, vay halimize.
Ne diyeyim, yalansın dünya !
Agresif reklamları seviyorum.
Greenpeace Türkiye balık avlanmasındaki çarpıklığa dikkat çekmek için mükemmel bir site hazırlamış. Amaç yapılan yanlışlıkları dile getirmek, farkındalık sağlamak, ve bu konuda Tarım Bakanlığı’na gönderilmek üzere imza toplamak. Çok çarpıcı bilgiler de var.
2050 yılına geldiğimizde ise dünyadaki balık stokları tükenecek. Türkiye’de durum farklı değil…Balık stoklarımız ve balıkçılık can çekişiyor. Endüstriyel avcılık arttıkça, yumurtlama zamanları ve yerlerinde avlanıldıkça balık stokları hızla azalıyor, balıklar azaldıkça daha çok yavru balık avlanmaya ve satılmaya başlanıyor. Yavru balık avlandıkça ve satışı devam ettikçe de türler üremeye fırsat bulamadığı için durum daha da vahim hale geliyor.
İmza kampanyasına siz de katılın…
Quam velit dapibus quam, ornare suscipit tortor nisl ut tellus.
Frequently Asked Questions (FAQ) »